Kırık Dişlere veya Kırık Düşlere

5/2/2008 - Cümle Arası Anekdotlar-2-İntihar


Geçenlerde intihar edeyim dedim, ettim.
Aklıma eseni dakkasına yaparım.
Cebimden çıkardım silahımı, dayadım şakağıma, bastım tetiğe.
Repliksiz öldüm.
Eğer bu bir film olsaydı acayip karizma olurdu.
Ama bu sadece bir yazıydı, o yüzden çok karizma olmadı.
Düştüm odamın ortasına.
Beynimin parçaları etrafa saçıldı, bazıları da duvara yapıştı.
Malumunuz, her taraf kana bulandı.
Ne çok kanım var diye düşündüm.
Annemin, ben küçükken “Ye oğlum, kan yapar” demesi aklıma geldi.
Bu aklıma gelir gelmez annem odaya daldı.
Hani bazen birini düşünürsün de o seni telefonla arar ya aynen öyle işte.
Ben düşündükten sonra beni arayacak kimse yoktu ama olsun böyle şeyler oluyor hayatta. Duymuştum birkaç kere.
-Hay Allah belanı versin işe yaramaz herif. Ortalığı ne hale getirmişsin. Öleceksen doğru düzgün ölseydin….
O anda çok pişman oldum, üzmüştüm kadıncağızı.
- Bi şeyi de doğru yapamayacak mısın sen? Kaç yaşına geldin elinden bi iş gelmiyor.. Bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı….
Öylece yerde yatıyordum, cevap vermek istemiyordum. Zaten istesem de veremezdim.
Ölmüştüm.
- Ben gidiyorum, ne halin varsa gör. Hay Allah’ım bu kanlar da çıkmaz ki duvardan. Gideyim anneannene……
Kelimeler küçüldü, kapı kapandı. Yalnızdım artık. Bu iyiydi.
Nerde kaldı ki bu Azrail?
Gelmeyecek mi yoksa?
O bile görmezden geliyor beni. Canım çok sıkıldı.
Ayağa kalkmak istedim, kalktım.
Beynimin etrafa saçılan parçalarını şakağımdaki delikten içeri tıkıştırdım.
Beyindeki olayların elektriksel olduğunu bildiğim için cebimden çıkardığım elektrik bandı ile birleştirdim hepsini.
Elektrik bandı maviydi.
Deliğe de cebimden çıkardığım pamuğu tıkadım.
Kafamdaki kanları saç kurutma makinesi ile kuruttum. Jöle sürmüş gibi o biçim afili oldum.
Etrafı cillop gibi yaptım.
Bal döktüm yalamadım. Bal sevmem ben.
Bu sırada annem gelmedi. Gelseydi balı ne yapacağımı bilemezdim. İsraf yaptığım için kızabilirdi. Komşularla laklaka daldı galiba.
Neyse.
Hemen başka bir intihar düşüneyim dedim, düşündüm.
Kendimi asayım.
Anında bütün kofti filmlerdeki, kofti karakterlerin kendini asarken tavanın çökmesi aklıma geldi.
Son bir aydır evden çıkmadığım için epey kilo almıştım. Acaba bu mu etkiledi görüşlerimi?
Tavanın çökmesi iyi olmazdı, babam da girerdi işin içine. Malum inşaat işleri zordur.
Evi yıkamazdım.
Ama yakabilirdim.
Vazgeçtim. O kadar anarşik olamazdım. Hayırsızdım ama o kadar da değil.
Boğaz köprüsünü aklıma bile getirmedim. Hem çok popüler hem de uzak, eve 15 dakika.
Bir de tam köprünün neresinden atlayacağıma karar vermekte çok zorlanırdım.
Sağ taraf mı, sol taraf mı, ortası mı?
Düştüğümde Asya tarafında mı Avrupa tarafında mı olacağım?
Bu belirsizlikler öldürür beni.
Offf..
Bileklerimi keseyim.
Evet bu.
Elektrik bandı iyi çalışıyor, maviydi zaten.
Hemen cebimden “Duvara Karşı” DVD si, bir ustura, bir de etrafa kan sıçratmamak için büyük migros poşeti çıkardım.
Cebim bugün Kaptan Mağara adamının sakalları gibiydi. Her şey vardı.
Tanrı bugün beni seviyordu, yarın Allah kerim.
Taktım DVD yi. İleri sardım. İşte buldum.
“Ağla Sevdam” çalıyor ve az sonra bayan oyuncu bileklerini kesecek.
Bayan oyuncu ile aynı anda kesmem lazımdı bileklerimi.
Bu son fantezimdi.
Bayan oyuncu filmde banyoya gidene kadar “Sibel Kekilli” olduğunu anımsadım.
Mavi elektrik bantları, Allah belanızı versin.
Evet, beynin o kısımlarını iyi yapıştırmışım demek ki.
Kapadım DVD yi.
Bilgisayarın monitörünü açtım, bilgisayar açıktı sadece fareyi sallamak yetti.
Film indirdiğim için genelde açık olur bilgisayarım.
İnen film “Grbavica” idi.
İnternetim sınırsızdı, Sibel’de öyleydi.
Aman aman, dikkat et kızım!! Üç işlevliydi bugün Sibel.
Ustura ile poşeti geri cebime koydum. Daha vakit vardı.
Arkama yaslandım. Sesi açtım.
Tam konsantre olmuştum ki….
Annem ve sülaledeki bütün kadınlar odaya daldı.
“Cehennem başkalarıdır özellikle de sülaledeki kadınlar”
Dır dır dır dır dır…
İşte şimdi ölmüştüm.16 yaşındaydım.
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/1/2008 - Cümle Arası Anekdotlar-1-Takip

Geçenlerde yolda Fazıl Say gördüm.
"İnsan yolda Fazıl Say görür mü?" demeyin, gördüm işte.
Hem de ücra bir mekânda; arka sokaklardan birinde bulunan bir pazarda.
Şaşırmadım desem yalan olur.
Evet, ben bir yalancıyım, şaşırmadım.
Neler görmedim ki orda?
Kalabalığa karışmış birçok teyze.
Sol taraftaki dükkânda gözleme yiyen göbekli, göbeksiz daha daha teyzeler.
Onlardan tiksinirken gördüm Fazıl Say'ı. Karşımdan geliyordu, beni tanımadı.
Bende kendimi açık etmeyi sevmem zaten, iyi oldu böylesi.
Ama yinede emin olamadım işte; emin olmak istedim, peşine takıldım.
Eğer o Fazıl Say ise beni bu ücra mekândan kurtarıp sanatın kucağına götürecektir diye düşündüm.
Zaten İstanbul'da olsak onun Fazıl olduğuna siksen inanmazdım.
Ankara olunca daha bi inanasım geldi.
Ankara daha bi sanatsal kentmiş gibime geliyor.
Fazıl'da sanatçıydı ya, ondan Ankara ile özdeşleştirdim işte.
Şimdi arkasındayım onun.
Yön değiştirdiğim için gözleme yiyen teyzeler sağımda, dolayısıyla ben kafamı biraz sola çevirerek yürüyorum.
Çok çevirmişim bu sefer sol gözümle gördüm gözleme yiyen göbekleri.
Ne olurdu görüş açımız 153 derece olmasaydı sanki. 30 iyidir. Bundan sonraki insan ırkı için böyle olmasını temenni edeceğim. Zaten bir şey değişmeyecek eminim. İnsan hep görmek istediği şeyleri görüyor.
Neyse.
Kafamı eğdim. Fazıl'a odaklandım.
Gözümüzün "depth of field" özelliğini seviyorum. Sizde kullanın arada bi.
Üstünde kahverengi deri mont, altında onun biraz açığı kadife pantolon, ayaklarında da sivri burun ayakkabıl...
Haa siktir, Fazıl sivri burun mu giymiş? Kesin o değildir. Hay amına koyim" dedim.
"Daha beni sanatsal mekânlara götürecekti." diye ekledim.
Nasılda dikkat etmemişim. Hep teyzeler işte. Dikkatimi dağıttılar. Zıkkım yesinler.
"Lan, bari gidip suratına tekrar bakayım şunun" dedim.
Evet, artık benim için "şu" oldu. Öylede nankörüm, silerim iki dakkada.
Şu, pazarcılarla konuştu, otoparkçılara selam verdi.
"Hay senin ben" dedim. Yüzünü tekrar görmeme gerek kalmadı.
Olsun gidip baktım. Benzetmişim.
Ama çok benziyodu, tühh anasını,
Zaten bende şans olsa, 3 yaşında piyano, 5 yaşında keman çalardım.
Neden bilmiyorum ama kemanı elime aldığımda hemen çalacakmışım gibime geliyor.
Sebebi küçükken yaptığımız;
- Ayı
- Girsin götüne keman yayı
diyaloğu olabilir mi?
"Keman yayına yazık, girsin götüne kazık" diye ekleyenlere de uyuz olurdum.
İşgüzar çocukları sevmezdim. Bi şeyide tadında bırakın amına koyim.
Hadi bende tadında bırakıyorum.
Gördünüz işte; insan yolda Fazıl Say görmezmiş.
Pazarda rastlayamayız onlara, teyzelerin arasında olmazlar.
Utanırlar kendilerinden.
Yolda rastlamadığım sanatı ne yapayım ben?
"Attır teyzecim ordan iki gözlemede bana, beraber zıkkımlanalım."
Hemen yamadım kendimi teyzelere, ne pis adamım!
Ama ben buradan besleniyorum, bunuda unutmayın.
"Evet teyzecim, besleniyorum derken gözlemeyi kastediyorum."
Şişşştt. Çaktırmayın. Teyzeler çok masum, bir o kadar da göbekli.
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kimi zaman meczup kimi zaman mahcup olan adamın yine de her derde deva olmaya çalışan bastırılmış duygularını iyice çamaşır suyuna basdıktan sonra "Ayşe Teyze cıırrtt" sloganındaki Ayşe teyzeyi ve bütün ortayaş üstü boyanmış sarı kafalı teyzeleri camdan atmak için can atan tek dişi kalmış egoism ile birleşmesinden çıkan, bilinçaltında onca canavar besleyen, hayatında karışık pizza ve lahana yememiş, organik ve inorganik bileşiklerin oluşturduğu, ruhu çoktan yerle yeksan olan katı kalpli bileşik.

Kategoriler

Arkadaşlarım

. .